BURASI KARABURUN

Bir kere gelmekle müdavimi olunan, denizi, doğası havası ile herkesi büyüleyen,

Dertleri unutturan, huzur veren, sağlık ve bereket fışkıran yeryüzü cenneti…

Tertemiz denizi, yemyeşil doğası, mis gibi havası ile aşık olup sürekli yaşamak isteyeceğiniz bir cennet...

Tertemiz denizi, yemyeşil doğası, mis gibi havası ile aşık olup sürekli yaşamak isteyeceğiniz bir cennet…

İzmir’ in batısında, İzmir körfezi boyunca kuzey ve batı kıyıları çok güzel manzaralı şeritler halinde uzanan muhteşem bir coğrafyada yer alan Karaburun, Anadolu’nun en eski yerleşim yerlerinden biridir.

İzmir-Çeşme karayolunun 55. kilometresinden ayrılan bir yolla, Gülbahçe, Balıklıova ve Mordoğan yerleşimlerinden sonra ulaşılan Karaburun ilçe merkezi, aynı adlı yarımadanın kuzeyinde yer alır.

415 km² yüzölçümüne sahip, deniz seviyesinden yüksekliği 50 m olan ilçe, İzmir körfezi boyunca kuzey ve batı kıyıları çok güzel manzaralı şeritler halinde uzanan muhteşem bir koylara sahiptir. İzmir’ e 100 km. uzaklıkta olan Karaburun özellikle yaz aylarında tatilcilerin ilk tercih ettiği yerlerden biri olmakta, 9800 olan nüfusu yaklaşık iki katına çıkmaktadır.

Doğayla baş başa, deniz, kuş ve böcek sesleri dışında kirletilmemiş bir huzur ortamında tatil yapmanın ayrıcalığını yaşayabilmek için mutlaka Karaburun’a gelmek ve gerçek tatilin ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmek gerekir.

Muhteşem Coğrafya

İzmir körfezi boyunca kuzey ve batı kıyıları çok güzel manzaralı bir şerit halinde uzanmakta olan Karaburun; akvaryumu andıran berraklıkta oldukça temiz koyları ve muhteşem coğrafyasıyla bir kez gelenlerin mutlaka tekrar gelmek, hatta yerleşip yaşamak isteyeceği bir yerleşim birimidir.

Bodrum Koyu, Kuyucak, İncirlikoy, Badembükü Koyu, Hamzabükü Koyu, Yukarı ve Aşağı Boyabağı ile İçme Kıyısı Koyları, Dereağızı Koyu, Esendere Koyu ve Kaynarpınar, yerleşimin olduğu koylardır.

Dolungaz, Kumbükü, Akbük, Olcabük, Eğriliman, Dikencik, Kocadere ve Gerence koyları ise Karaburun’un bakir ve doğal koylarıdır.

Güneyde Datça Yarımadasına benzer coğrafi yapısıyla gizli cennetleri barındıran Karaburun Yarımadası’nda, doğa harikası koy ve plajlar yer almaktadır.

Kara yoluyla ulaşımın olmadığı birçok koyu sadece tekne turlarıyla görmek mümkün olup, bölge bu özelliğiyle yaz sezonunun en canlı döneminde bile tenha kalmayı başarmaktadır.

Karaburun merkezindeki ikisi mavi bayraklı (Kuyucak-İncirlikoy) dört plajın yanı sıra, Mordoğan’da Ardıç Plajı, Mordoğan İskele Plajı, Ayıbalığı Plajı, yarımada merkezden uzaklaştıkça sakinleşen Esendere, Saipaltı, İdealtı, Büyükkent, Dolungaz, Yıldızkent, Akçakilise, Yeniliman ve Kumbükü plajları bulunmaktadır.

Açık denize bakması nedeniyle çevrenin en temiz denizine sahip Karaburun, balıkçılık ve dalış turizmi konusunda önemli potansiyeller barındırmaktadır.

Tarihçe

Karaburun ilçe merkezinin 3-4 km güneyinde Çakmaktepe mevkiinde yapılan kazılardan elde edilen bulgular, MÖ 4000 tarihinden itibaren bölgenin yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Bir belde ile 13 köyün merkezi durumunda olan Karaburun 1415’te Osmanlı topraklarına katılmış; 19yüzyılın sonunda Aydın Vilayeti’nin İzmir merkez ilçesine bağlı nahiye merkezi olmuş, daha sonra Çeşme ilçesine bağlı Ahırlı isminde bir bucak iken, 1910 yılında Çeşme’den ayrılarak ilçe haline getirilmiş ve ismi Karaburun olarak değiştirilmiştir.

Karaburun Yarımadası için en önemli tarihi olaylardan biri, Osmanlı Devleti’nin, Ankara Savaşı sonrası oluşan “fetret” devrinde yaşanan ve tarihe “Şeyh Bedrettin İsyanı” olarak geçen olaydır. 1400’lü yıllarda meydana gelen Börklüce Mustafa ayaklanmasında, İslam tasavvufunun Vahdet’i Vücud Okuluna mensup ünlü Türk mutasavvıf, filozof ve kazaskeri Simavne Kadısıoğlu Şeyh Bedrettin’in düşüncelerini Karaburun’da yaymaya çalışan Börklüce Mustafa, yaklaşık 10 bin kişilik halk kitlesini de arkasına alarak yörede Osmanlı yönetimine karşı ayaklanma başlatır. Çelebi Mehmet döneminde uzun çabaların ardından başlatılan ayaklanmada taraftarları “Azap Deresi”, “Cehennem Deresi” ve “Kanar Yeri” mevkiinde kılıçtan geçirildikten sonra, Börklüce Mustafa Ayasuluk’a (Selçuk) götürülerek çarmıha gerilerek öldürülür diğer müridi Torlak Kemal de Manisa’da ele geçirilip idam edilir. Ölümünün ardından Bedrettin’in halen yaşadığı söylencesi yörede yaygınlaşmış, birçok halk şiirine ve destanına konu olmuştur. Ünlü şair Nazım Hikmet tarafından kaleme alınan “Şeyh Bedrettin Destanı” bu olaydan esinle yazılmıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 23 Mayıs 1919 tarihinde Yunan kuvvetleri tarafından işgal edilen Karaburun, 17 Eylül 1922 tarihinde işgalden kurtarılmıştır. 

Mitolojik Değerler

Mimas: Karaburun, (eski adıyla Mimas), Yunan Mitolojisinde de sıkça yer alır.

Homeros’un ünlü eseri Oddysea’da rüzgârlı Mimas (Windy Mimas) olarak geçen “Mimas Dağı”, bugün Bozdağ diye adlandırılan dağdır. Bu dağ eskiden Mimas olarak adlandırılırdı. Mitolojik tanrılarla savaşan gigantların (Devler) başında yer alan ve tanrı Zeus’u çok zorlayan Mimas isimli devin, üzerine erimiş demir, çelik ve bakır dökülerek öldürüldüğü ve bir daha uyanmamak üzere söz konusu dağların altına gömüldüğü anlatılır.

 Kendine has kokusu ile sadece Karaburun Yarımadası’nda yetişen ‘’Nergis’’ çiçeği ile mitolojik tanrı Narcissus arasında da bir bağ kurulmaktadır. Bir su birikintisinde aksini gördükten sonra kendisine aşık olan Narcissus’un (Narsizim kelimesi buradan türemiştir) aşkından eriyerek oracaıkta öldüğü ve öldüğü yerde çıkan çiçeğin Nergis olduğu anlatılır.

İlyada ve Odysseia’nın yaratıcısı ünlü Homeros, bu topraklarda doğmuş ve yaşamıştır.

Yunan mitolojisine göre tanrıların tanrısı Zeus’un kıskanç karısı Hera, çapkın kocası Zeus’un ölümlü kadınlar ve tanrıçalarla ilişkilerini gözetlemekle kendisini haberdar etmek üzere, yüksek tepelere iki gözcü yerleştirdiğinde; bunlardan biri olan İris’i (Thaumantia da denilen İris, tanrıların habercisi olan tanrıçadır.) de Mimas’a göndermişti. Bugünki İris Gölü belki de adını buradan almaktadır.

Bitki Örtüsü ve Şifalı Otlar
Karaburun Yarımadasının florasını tipik bir Akdeniz Bitki örtüsü oluşturur ama kendine özgü bazı farkları da saklı tutar. Örneğin; zeytinde Hurmayı, çiçekte Nergis’i, sebzede Enginar’ı, kendine has özellikleriyle sadece bu yarımadada bulmak mümkündür. Karaburun yarımadası, yüzlerce şifalı otu, onlarca çeşit Kekik ve Adaçayını, doğanın eşsiz hediyesi yüzlerce kır çiçeğini, bünyesinde barındırmaktadır. Karaburun Yarımadası’nın bitki örtüsünü genellikle makiler oluşturur. Ormanlar bakımından fakirdir. Yaklaşık 27.000 Hektar Kızılçam ormanı mevcuttur.   

Şifalı otlar açısından oldukça zengin bir yapıya sahiptir. Yarımada’da yetiştiği bilinen ve bugün fitoterapik değeri olan yaklaşık 67 tür şifalı ot vardır.

Sütleğen, Yarpız, Gelincik otu, Kantoron otu, Kapari, Kekik, Kenger, Sığırotu, Adasoğanı, Bodurmahmutotu, Adaçayı, Civanperçemi, Defne yaprağı, Deniz raziyanesi, Denizbölürcesi, Dereotu, Ebegümeci, Fesleğen (Reyhan), Isırganotu, Kantoran, Keberotu (Capari), Kekik, Kocayemiş,  Kuşdili(Biberiye), Kuzukulağı, Lavanta, Menegiç, Mersin, Nane, Oğulotu (Melissa), Papatya, Rezene, Saatçiçeği (Çarkıfelek) (Passiflora) Sütleğen, Şefketibostan, Tilkican (Yabani Kuşkonmaz), Tutpotu (Yabani Orkide Salepotu), Yılanyastığı bu tür bitkilere örnektir.

Tarihi yerler
Karaburun İlçesi, Kösedere Köyü, Boyabağı Mevkiindeki kalıntı ve buluntular M.Ö.1. bin ile M.S. 1.binde bölgede yerleşim olduğunu göstermektedir. Karaburun’da çok sayıda taş ocağı ve mermer işletmesi bulunmaktadır. Antik dönemde de bölge aynı amaçla kullanılmış ve eski taş ocakları bu nedenle tescillenmiştir. Büyük adada Roma Dönemine ait kaya mezarları tespit edilmiştir. Hisarcık altı Mevkiindeki kale kalıntısı, bölgede Doğu Roma İmparatorluğunun geç döneminde de yerleşim olduğunu göstermektedir. Bölgedeki eski Çullu Camii ve Eski Mordoğan Ayşe Kadın Camii erken dönem Türk hâkimiyetini göstermektedir.

 

Turizm
Karaburun, İzmir’in incilerinden yapılaşmanın görülmediği birçok koyu ve doğasıyla, Türkiye’nin bilinmeyen gizli cennetlerinden biridir. Tertemiz denizi ve plajları ile dinlenmek için seçilecek, huzurlu bir tatil dendiğinde akla gelecek ilk yerlerden biridir.

Karaburun merkezindeki ikisi mavi bayraklı dört plajın yanı sıra, merkezden uzaklaştıkça sakinleşen birçok plaj mevcuttur. Açık denize bakan ilçede, suyun sürekli devir daim olmasından dolayı deniz temiz ve genellikte su berraktır. Dalış turizmi için oldukça elverişli olan ilçede ve balıkçılık da yaygındır.

Bahar aylarında ise, zengin bitki örtüsü ve coğrafyası ile trekking ve fotoğraf meraklıları için harika bir plato niteliğindedir.

Kış mevsiminde yetişen Nergis ve Sümbül çiçekleri ilçe sınırlarını girdiğiniz andan itibaren mis gibi kokularıyla sizleri etkisi altına alır.

Yaz aylarında öğleden sonra başlayıp hava kararıncaya kadar her gün düzenli esen imbat rüzgârı, ilçenin kavurucu yaz mevsimini nispeten daha rahat geçirmesini sağlar. Rüzgar sörfü meraklıları için de son derece elverişli bir havadır.

Kendine has doğal özellikleriyle, tarihi ve kültürel değerleriyle, yaz mevsimlerinde bile sakinliğini koruyan turistik mekanlarıyla Karaburun, ziyaretçileri için her zaman farklı ve özel olmaya devam etmektedir. İlçede köy pansiyonculuğu ve butik otel işletmeciliği artarak gelişmektedir.

Farklı doğa ve tatil seçeneklerinin araştırıldığı, alternatif turizm seçeneklerinin hızla geliştiği günümüzde “tertemiz ve bakir doğası”, yüksek insanî değerleri, yöreye has yemekleri, konukseverliği, binlerce yıldan süzülüp gelmiş sentez kültürü ile Karaburun, yeni turizm yaklaşımlarının en cazip merkezlerinden biri haline gelmekte ve sürekli gelişmektedir.

Deniz, sualtı sporları, doğa yürüyüşleri, tırmanış faaliyetleri, köy turizmi, ekolojik ve agro turizm gibi turizm seçenekleri için ideal özellikleri taşımakta olan ilçenin doğru strateji ve turizm politikaları ile çok yakında bölgenin en gelişmiş merkezlerinden biri haline geleceği tahmin edilmektedir.

 

Yerel tatlar
Karaburun denizle çevrili bir Ege kasabası olması nedeniyle hemen hemen her mevsim her çeşit balığın bulunduğu, nefis zeytin ve zeytinyağı ile ege mutfağının buluştuğu, hurma zeytini, enginarı, turp otu, radika ve Ege’ye özgü diğer otlar ile yapılan salataları ile sağlıklı ve lezzetli tatlar sunmaktadır.

Kefal balığı, hurma zeytini, kopanisti peyniri, kımız böreği ve ot börekleri, katmer, dede sarığı, sarmaşık ve arapsaçı yemeği, enginar dolması, enginar pilavı, çalkama, öküz köftüsü, arapsaçı köftesi, keşkek, fava, höşmerim, cevizli kesme tatlısı, pelte yöreye has başlıca yemek ve lezzetlerdir.

 

Köyler
Yarımadadaki köyler, 18. yüzyılın sonuna kadar tepe yamaçlarına kurulmuştur. Bu köyler denizden gelecek olası saldırılara karşı denizden görünmeyen yerlerde inşa edilmiştir. 19. yüzyıldan itibaren ise köyler sahil kesimlerinde de yer almaktadır.  

Çok uzun bir tarihi geçmişe sahip olan köylerde gerek mübadele sırasında ve gerekse ekonomik nedenlerle yaşanan göçler nedeniyle bugün çok daha az kişi yaşamaktadır. 

İlçenin Köyleri: Ambarseki, Saip, Bozköy,Tepeboz-Yeniliman, Hasseki, Salman, İnecik, Kösedere, Sarpıncık, Sazak, Eğlenhoca, Parlak, Küçükbahçe, Yaylaköy, Mordoğan.